Birlik ve Beraberlik Ruhu
İslâm’ın hakimiyeti için mümin kulların bir arada bulunup birlikte hareket etmeleri ile ilgili olarak kullanılan bir tabir. Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerîm’de: “Hepiniz birden Allah’ın ipine (İslâm’a) sarılın, asla ayrılmayın, ” (Âli İmrân, 3/103) buyurmuş ve müslümanları Kur’an’ın etrafında birlik olmaya çağırmıştır. Aslında bütün semavî dinler gibi İslâmiyet de vahdet dinidir. Bu vahdetin (birliğin) temelinde “tek Allah inancı” vardır. İnsanca yaşamanın, huzura kavuşmanın tek yolu birlik ve beraberliktir.
Dinimizin emirleri müslümanlar arasında birliği sağlamağa yöneliktir. Tek Allah’a inanan müslümanların tek bir kitabı, tek bir kıblesi vardır. Her gün beş kere camide cemaatle namaz kılan ve bir araya gelen müslümanlar, birlik olmanın huzurunu duyarlar. Cuma ve bayram namazları da böyledir. Hac ibadeti ise İslâm birliğinin sembolüdür. Dünyanın dört bir tarafından gelen müslümanların, aynı anda Arafat’ta buluşmaları, tanışıp görüşmeleri gönüllerde İslâm’ın birlik ve beraberlik anlayışını kökleştirmektedir.
Sevgili Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“Size birlik halinde bulunmanızı tavsiye eder; ayrılıp dağılmaktan şiddetle kaçınmanızı isterim. Zira şeytan, yalnız başına yaşayan insana yakın olup, beraber bulunan iki kişiden uzaktır. Kim Cennet’in ta ortasında yaşamak isterse, toplu halde bulunmaya baksın.” (Tirmizî, Fiten, 7).
“Müslüman topluluğundan bir karış da olsa ayrılan kimse boynundaki İslâm bağını çözmüş demektir. ” (Tirmizi, Âdâb, 78).
“Cemaatten ayrılmayınız. Şunu biliniz ki sürüden ayrılanı kurt kapar. ”
” Allah’ın yardımı cemaatle (toplulukla) beraberdir. ” (Ebû Davûd, Salat, 46).
Bu hadis-i şeriflere ve dinimizin birlik ve beraberlikle ilgili emir ve tavsiyelerine dikkat etmeli ve “cemaatin (birlik ve beraberliğin) rahmet, ayrılığın azap” (Tirmizî, Fiten, 7) olduğu unutulmamalıdır.
Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: ” Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir. ” (el-Enfâl, 8/46).
Toplum düzeni birlik ve beraberlikle sağlanır. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde, birlik ve beraberlik içinde yaşamanın toplum hayatı bakımından ne kadar önemli olduğunu, birliğin temin edilememesi halinde sosyal bünyede nasıl huzursuzluklar çıkacağını toplumu bir insan vücûduna benzeterek anlatmak istemiştir. Bazı organları hasta olan bir insanın vücudu nasıl zayıf ve güçsüz düşerse; düşmanlıkların yaygınlaştığı,birlik ruhunun kaybolduğu toplumlar da öyle güçsüzleşirler. Bu da düşmanın işine yarar. Bunun için bir milleti yıkmak,isteyenler, önce, o milleti meydana getiren fertler arasında ayrılık tohumları ekerek onları birbirine düşürürler. Birlik ve beraberliklerini bozarlar. Maddî ve manevî güçlerini kardeşlerine karşı kullanan ve düşmanlarını unutanlar kolayca başkalarına yem olurlar. Bu gerçek öteden beri bilindiği için, dünyaya hükmetmiş nice büyük devletler, düşmanları tarafından önce içeriden parçalanmış, sonra yıkılıp tarihten silinmişlerdir. Cenâb-ı Hak yukarıdaki ayet-i kerimede bu değişmez gerçeği hatırlatmakta ve böyle bir akibete uğramamak için Allah’ın ve O’nun Peygamberi’nin emirleri çerçevesinde birlik ve beraberliğin korunmasını emretmektedir.
Mayıs 14, 2012
·
talhayasin ·
yorum
Yayınlandı : 15-NURU ŞEMS
Ey İnsan! Ya Dinde Kardeşim. Ya da, Hilkatte Eşimsin…
Mayıs 2, 2012
·
alfaomega230 ·
yorum
Yayınlandı : 15-NURU ŞEMS
Bir İnsan Olarak Hz Muhammed!
Nisan 26, 2012
·
alfaomega230 ·
yorum
Yayınlandı : 14-BELGESELLER
HOŞ GELDİN EY FAHRİ KAİNAT!!!
20 Nisan- 8 Haziran arası 7 Hafta, 49 gün boyunca Alemlerin Sultanı Efendimiz Muhammed Mustafa Sav’i yad ediyoruz. Bu 49 gün boyunca her gün 7 Fatiha-i Şerif ve 100 Salavat-ı Şerife okuyacağız. Siz değerli site takipçilerimizide bu kutsal etkinliğe davet ediyoruz.
Nisan 19, 2012
·
alfaomega230 ·
yorum
Yayınlandı : 15-NURU ŞEMS
KUTLU DOĞUM HEPİMİZE KUTLU OLSUN
Nisan 14, 2012
·
talhayasin ·
yorum
Etiket: kutlu doğum, kutlu doğum haftası · Yayınlandı : 15-NURU ŞEMS
Üzeyir A.s ve Ashabı kehf ‘in apaçık bir delilidir… (Ağaç Kurbağasının Kendini Dondurması)
Alemlerin rabbi olan Allah’ımız için hic bir şey zor değildir…
Üzeyir A.s ve Ashabı kehfin bir delilidir…
yasin suresi 82 ayet
إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kun fe yekûn(yekûnu)
O (Allah), bir şey irade ettiği (dilediği) zaman O’nun emri, sadece ona: “Ol!” demektir. O, hemen oluverir
yasin suresi 83 ayet
فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Fe subhânellezî bi yedihî melekûtu kulli şey’in ve ileyhi turceûn(turceûne).
Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.
Nisan 10, 2012
·
A.S ·
yorum
Yayınlandı : 15-NURU ŞEMS
ASHABI KEHF
Ashab-ı Kehf, Yahudilerin “genç yiğitler” dedikleri kişilerdir. Bunlara; “Mağara arkadaşları”, “yedi uyurlar” adı da verilmektedir. Kehf sûresin onuncu âyetinden yirmi yedinci âyetin sonuna kadar Ashâb-ı Kehf’den bahsedilmektedir.
ibn İshâk’ın naklettiğine göre, Ashâb-ı Kehf, İsa aleyhisselâm’ın dini üzere amel eden birkaç genç olup, bunlar kendilerini putlara taptırmak veya öldürmek için takip eden Roma toplumu ve bölge valisine karşı mücâdele ve dinlerini korumak üzere dağa çıkmış, mağaraya gizlenmişlerdi. Cenabı Hak onları düşmanlarından korumak ve öldükten sonra dirilmeye ibret ve işaret kılmak için üçyüzdokuz yıl mağarada uyuttu. Uyandıkları zaman birkaç saat uyuduklarını sandılar. içlerinden birisi, bir şeyler almak için kasabaya inince bir kaç asır önceki gümüş para, olayın anlaşılmasına yol açtı. Böylece topluma, öldükten sonra dirilmenin uygulaması gösterilmiştir (9-22).
kehf suresi:
9- Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?
10- O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: “Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).
11- Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).
12- Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık.
13- Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
14- Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O’ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız.”
15- “Şunlar, bizim kavmimizdir; O’ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?”
16- (İçlerinden biri demişti ki:) “Madem ki siz onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın.”
17- (Onlara baktığında) Görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın .
18- Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.
19- Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.” Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.”
20- “Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız.”
21- Böylece, Allah’ın va’dinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: “Onların üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir.” Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: “Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız” dediler.
22- (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: “Üç’tüler, onların dördüncüsü köpekleridir.” Ve: “Beştiler, onların altıncısı köpekleridir” diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. “Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir” diyecekler. De ki: “Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez.” Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.
23- Hiçbir şey hakkında: “Ben bunu yarın mutlaka yapacağım” deme.
24- Ancak: “Allah dilerse” (inşaAllah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: “Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir.”
25- Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.
Dikkat edecek olursak 19. ayette uykudan uyandırılan ashabı kehfin birbirlerine ilk sorusu “ne kadar kaldınız” sorusudur.Bu soruyu kuranın birçok ayetinde kıyamet sonrası kabirlerinden kalkanlarında birbirlerine sorduğunu görmekteyiz.21. ayette”böylece Allahın vaadinin hak olduğunu gerçek kıyametin kendisinde şüphe olmadığını bilmeleri için onları buldurduk”
Nisan 10, 2012
·
A.S ·
yorum
Yayınlandı : .
Üzeyir (a.s)
HAZRET-İ ÜZEYİR ALEYHİSSELÂM
Yüz Yıl Ölü Bırakılıp Diriltilen Peygamber:
Üzeyir Aleyhisselâm İsrailoğulları peygamberlerinden bir peygamber olup, ism-i şerif’leri Kuran-ı kerim’de sadece Tevbe sûresi’nin 30. Âyet-i kerime’sinde geçmektedir. Bakara sure-i şerif’inde ise bir menkıbesine işaret edilmiştir.
O dönemde İsrailoğulları’nın bir kısmı baştan başa katliama maruz bırakılmış, bir kısmı Şam’da iskân olunmuş, bir kısmı ise esir edilip götürülmüşlerdi. Üzeyir Aleyhisselâm da bu esirler arasında iken daha sonra kurtulmuş, kendisine peygamberlik verildikten sonra ise vefat edinceye kadar kavminin ıslahı ile meşgul olmuştur.
Nübüvveti ile insanlara Hakk şâhidi olması, hakiki ve mutlak bilginin şuhudi olarak zevkine ermesi için, Allah-u Teâlâ ona yeniden dirilmenin keyfiyetini fiili olarak göstermiştir.
Şöyle ki:
Üzeyir Aleyhisselâm azığını almış, eşeğine binmiş giderken bir kasaba yıkıntısına uğramıştır.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Veya çatıları çöküp altı üstüne gelmiş ıssız bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi?” (Bakara: 259)
O bayındır binaların tavanları çöküp inmiş, altındaki duvarlar onların üzerine yıkılmıştı. Bağlarına bahçelerine rağmen, harap olmuş, enkaz haline gelmiş, orada oturanlardan kimse kalmamıştı.
Virâne kasabayı uzaktan seyreden ve orada konaklayan Üzeyir Aleyhisselâm; Allah-u Teâlâ’nın o yeri bir daha nasıl mâmur hale getireceği, bu şekilde ölenlerin nasıl dirileceği hususunda düşünceye daldı ve bu tefekkür hâlâtı içinde:
“Allah bunu bu ölümünden sonra nasıl diriltecek?” dedi. (Bakara: 259)
Böyle bir düşünce böyle bir sual, bir peygamberin tekrar diriliş hakkında şüpheye düştüğü mânâsına gelmez. Ancak diğer Enbiyâ-i izam gibi, hakikati kendi gözü ile görmek istemesi, kalbinin mutmain olması arzusundan doğmuştur.
O anda uykusu geldi ve yattı. Uykuda iken ruhu kabzolundu. Allah-u Teâlâ ona bazı hakikatleri aynel-yakîn göstermek için bir asır sürecek bir ölümle karşılaştırdı.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Bunun üzerine Allah onu yüz sene ölü bıraktı, sonra diriltti.” (Bakara: 259)
Onu bu muvakkat ölümünden sonra geçen yüz yıl içinde İsrailoğulları zamanla oraya tekrar döndüler. O belde yeniden imar edildi. Üzeyir Aleyhisselâm’ın bu değişmelerden hiç haberi olmadı. Allah-u Teâlâ ona hayat namına hiçbir şey tattırmadı. Bir uykuya dalmış, o uykusunda öylece kalmıştı. Yüz yıl o halde kaldığı halde Allah-u Teâlâ cesedini hiç kimseye göstermedi.
Yüz sene ölüm uykusunda kaldıktan sonra tekrar kendisine hayat verildi. Allah-u Teâlâ o belde gibi, öldükten sonra onu evvelki gibi akıllı, anlayışlı ve kabiliyetli bir ruh ile yeniden diriltti. Bir asır boyunca kaldığı bu derin ölüm uykusundan uyanıp doğrulduğunda Allah-u Teâlâ:
“Ne kadar kaldın?” diye sordu. (Bakara: 259)
Günün başında ölmüş bulunan Üzeyir Aleyhisselâm bir asır sonra günün sonuna doğru dirilmişti. Güneşin hâlâ durduğunu görünce, aynı günün güneşi olduğunu tahmin ederek, uykudan uyanırcasına:
“Bir gün, ya da bir günün birazı kadar kaldım.” dedi. (Bakara: 259)
O halde kaldığının farkına bile varmamıştı. Kendisini uyumuş da uyanmış gibi hissediyordu.
Allah-u Teâlâ bu samimi itirafı üzerine ona:
“Hayır! Yüz sene kaldın.” buyurdu. (Bakara: 259)
Beraberinde taşıdığı yiyecek ve içecekleri emr-i ilâhî ile hiç bozulmamış, hep eskisi gibi taptaze duruyordu. Eşeği ise çürümüş, sadece kemikleri kalmıştı.
Üzeyir Aleyhisselâm’ın “Eğer yüz sene ölü olarak kalmış olsaydım, etlerim çürür kemiklerim dağılırdı” şeklinde gönlüne herhangi bir duygu gelmemesi için de şöyle buyurdu:
“Yiyeceğine ve içeceğine bak! Henüz bozulmamış!” (Bakara: 259)
Yiyeceğine içeceğine bakınca gerçekten öyle olduğunu gördü.
Allah-u Teâlâ devamla:
“Hele eşeğine bak!” buyurdu. (Bakara: 259)
Üzeyir Aleyhisselâm bir de ne görsün! Eşeğinin kemikleri sağında ve solunda dağılmış… Onları görünce durumu anladı.
İsteği üzerine Allah-u Teâlâ ona ölüyü nasıl dirilttiğine dair bir beyanda bulunmamakla beraber, bir ölünün nasıl dirileceğini canlı olarak gözler ve duyular önünde bizzat müşahede ettiriyordu. İşitmenin gözle görmek gibi olamayacağı şüphesizdir.
Allah-u Teâlâ Üzeyir Aleyhisselâm vasıtası ile “İmâte” ve “İhyâ” kudretini bütün beşeriyete göstermeyi murad etmişti.
Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:
“Seni insanlar için kudretimize bir işaret kılalım diye (yüz sene ölü olarak tuttuk, sonra tekrar dirilttik.)” (Bakara: 259)
Yüz yıldan beri ölü olan bir kimsenin dirilmesi hadisesi apaçık bir mucizedir. Gerek o asırda gerekse sonraki asırlarda yaşayan insanlara ahireti ve yeniden dirilmenin sırlarını anlatmaktadır.
Öldükten sonra dirilmeyi inkâr ve keyfiyetinde tereddüt edenler çoğunlukta olduğu için; Allah-u Teâlâ bu olağanüstü hadise ile hem haşrın imkanını, hem de keyfiyetini o zamanda bulunan halka gösterip ispat ettiği gibi, gelecek nesillere de ders ve ibret kılmıştır.
Bu mucize, kalbine şüphe ârız olmuş bir müminin bu şüpheden ancak Allah-u Teâlâ’nın lütuf hidayeti ile kurtulabileceğinin bir delilidir.
Üzeyir Aleyhisselâm’a Allah-u Teâlâ devamla şöyle buyurdu:
“Kemiklere bak! Nasıl onları birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz.” (Bakara: 259)
Öldükten sonra çürüyen, sadece bir yığın halinde kemikleri kalan bir hayvanı “Ol!” emriyle nasıl dirilttiğini ona çıplak gözle göstererek gönlünü itminana kavuşturdu.
Üzeyir Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın bu yüce kudretini görünce umut dolu bir teslimiyet gösterdi ve bütün varlığı ile O’na yöneldi.
Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:
“Bu işler ona açıkça belli olunca “Biliyorum, Allah her şeye kâdirdir’ dedi.” (Bakara: 259)
Dağılmış, ufalanmış kemikleri bir araya getirerek, sonra da üzerlerini etle kaplamak; o kemikleri yoktan vâretmekten daha güç değildir.
Nitekim Allah-u Teâlâ “Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyen bir müşriğe karşı Âyet-i kerime’sinde şu cevabı vermiştir:
“De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek? Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.” (Yâsin: 79)
Öldükten sonra dirilmenin misalleri âlemde ne kadar çoktur. Kurumuş otlar ilkbaharda nasıl canlanıyor? Kış uykusuna yatan bazı hayvanlar yaz gelince nasıl hareketleniyor?
Nisan 10, 2012
·
A.S ·
yorum
Yayınlandı : .
4 Nisan günü 1951- Mahsenli Ali Efendinin Vefatı
أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzunda olmazlar.
Yunus Suresi 62. Ayet
Vefatının 61. Sene-i Devriyesinde Üstadımız Evliyalar Sultanı Mahsenli Ali Efendiyi hasret ve özlem ile anıyoruz. Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa Habibullah ile Adem Safiyyullah arasında yaşamış 124 Bin Enbiya-i Kiram Hazeratının, onların Ehli Beytlerinin ve Ashablarının, Hamse-i Ali Aba halkının ve onların kıymetli evlatları 12 İmamın ve bu yüce kametlerin yollarından gitmiş Evliya-i Kiram Hazeratlarının, Silsile-i Aliyede bulunan Başta Kutbuzzaman Muhammed Sıddık Haşimi ve Mahsenli Ali Efendi Hazretlerinin mübarek pak ruhu şerifleri için 11 ihlas 1 Fatiha okuyalım.
Nuru Şems Grubu
AŞIKLAR ÖLMEZ
Ya rab bu ne derttir derman bulunmaz
Benim garip gönlüm aşktan usanmaz
Aşık ki cana kaldı aşık olmaz
Canın terketmeyen, ma’şukun bulmaz
*** ***
Aşk pazarıdır bu canlar satılır
Satarım canımı kimseler almaz
Aşık, bir kişidir, Bu dünya malın
Ahiret korkusun bir pula saymaz
*** ***
Bu dünya ol ahiretten içeri
Aşıkın yeri var kimseler bilmez
Yunus öldü diye sela verirler
Ölen hayvan imiş, AŞIKLAR ÖLMEZ
Nisan 4, 2012
·
talhayasin ·
yorum
Yayınlandı : 15-NURU ŞEMS
Namazda Huşunun Beyânı
Haberde bildirildigine göre. Cebrail (A.S.) bir gün Peygamber (S.A.S.)´imize gelerek der ki:
«Yâ Rasülallah! Gökte taht üzerinde bir melek görmüstüm, çevresinde yetmis bin melek saf düzeninde durmus ona hizmet ederlerdi. Onun her nefesinden, ulu Allah (C.C )bir melek yaratirdi.
Fakat ayni melegi simdi kanadi kirik ve aglarken Kaf daginda gördüm. Beni görünce «Bana sefaat eder misin?» diye yalvardi. «Sucun nedir?» diye sordum, bana söyle cevap verdi. «Mi’râc gecesi tahtima kurulmus oturuyorken. Muhammed (S.A.S.) yanimdan geçiyordu. O’nun için ayaga kalkmadim diye ulu Allah (C.C ) beni bu cezaya çarptirdi, gördügün gibi beni buraya sürdü.»
Ben Allah (C.C )’a yalvarip, yakardim, kirik kanadli melegin sucunu bagislamasini diledim, ulu Allah (C.C ) bana; «Yâ Cebrail, ona söyîe de Muhammed (S.A-V)’in üzerine seiât-ü selâm getirsin» diye buyurdu.
Varip ona bildirdim, sana selât-ü selâm getirdi de, Allah (C.C ) onu afvederek kirik kanadi yerine yenisini bitirdi.»
Bilesin ki, Kiyamet Günü, kulun ilk gözden geçirilecek ameli namaz olacaktir. Namazi eksiksiz bulunursa, diger amelleri de birlikte kabul edilir. Eger namazda eksiklik görülürse diger ameller de birlikte reddediiir.
Nitekim Peygamber’imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
“Farz namazlar teraziye benzer, dogru tartan karsiligini görür..”
Yezid-ür Rekkasî (rahimehullah) der ki, «Rasûlüllah’in (S.A.S.) namazi öylesine dengeli ve biteviye olurdu ki, sanki ölçülü oldugu sanilirdi.»
Peygamberimiz (S.A.S.) buyurur ki:
“Ümmetimden iki kisi düsünün, her ikisi de namaza dururlar, rukü ve secdeleri aynidir, fakat ikisinin namazi arasinda yer ile gök arasi kader derece farki vardir.»
Peygambe (S.A.S.)´rimiz bu hadisi ile husu içinde kilinan namaz ile restgele kilinan namaz arasindaki farki belirtmek istemis olmalidir.
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Rukü ile secde arasinda belini dimdik dogrultmayan kula Allah (C.C), Kiyamet Günü bakmaz.”
Yine Peygamber’imiz (S.A.S.) söyle buyurur:
“Kim vaktinde namaz kilarsa, abdestini tam alirsa, rukü ve secdelerini âdabina uyarak yerine getirirse ve namazda husu içinde bulunursa, o kulun namazi bembeyaz ve parlak bir kiliga bürünerek göge yükselir ve yücelirken der ki; Bana karsi nasil titiz davrandinsa Allah (C.C) da seni öyle korusun.»
Suna karsilik kim namazi vaktini geçirerek kilar, abdestini bastan savma alir, rukü ve secdelerini âdaba aykin sekilde yapar ve namaz esnasinda husu ve saygidan mahrum bir vurdumduymazlik tavri takinirsa, o kimsenin namazi da kapkara bir görünüse bürünerek göge yükselirken «Beni nasil rezil ettiysen, Allah (C.C) da seni öyie rezil etsin» der.
Allah (C.C)’in diledigi gün, gelince de bu namaz kirli bir çamasir gibi dürülerek sahibinin yüzüne çalinir.”
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyurur ki:
“En çirkin hirsizlik, namazindan çalanin hirsizligidir.”
Ibni Mes`ûd (R.A.) buyurur: «Namaz bir teraziye benzer, kim dogru tartarsa karsiligini alir, kim egri tartarsa bilmelidir ki, ulu Allah (C.C):
«Vay egri tartanlarin basina geleceklere!» diye buyuruyor. (Mutaffifin Sûresi – 1)
Büyük âlimlerden biri buyurur; «Namaz, ticarete benzer; nasilki tüccar sermayeyi ödemeden kâra geçemez ise, farz namazlarini kilmayan kulun da, nafile namazi kabul edilmez.»
Namaz vakti geldigi vakit Hz. Ebü Bekr (R.A.) yaninda bulunanlara söyle seslenirdi:
«Kalkiniz, kendi elleriniz ile tutusturdugunuz Allah (C.C)’in atesini söndürünüz.»
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Namaz, agirbaslilik ve tevazudan baska bir sey degildir.”
Yine Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Sahibini çirkin davranislardan ve egriliklerden alakoyamayan namaz, Allâh (C.C)’dan daha da uzaklastirir, gafil kimselerin namazi ise çirkin davranislardan ve egriliklerden alakoymaz.”
Yine Peygamber’ime (S.A.S.) söyle buyurur:
“Nice namaza duran vardir ki, namazindan yorgunlukla, ayaküstü dikilmekten baska bir sey ellerine geçmez.”
Burada kasdedilenler, gafil kimselerdir.
Yine Peygamber’imiz (S.A.S.) buyurur ki:
“Kisi, kildigi namazin suurlu olarak edâ edebildigi kadarindan sevab bekleyebilir.”
Ehl-i ma’rifete göre namaz dört esâsdan ibarettir:
1 — Bilerek namaza girmek,
2 — Edeb ve haya içinde ayakta durmak,
3 — Bütün rükünlerini hürmet içinde edâ etmek,
4 — Endise içinde namazdan ayrilmak .
Velilerden biri: «Kalbini hakikat üzere mesgûl etmeyenin namazi fâsiddir» buyurur.
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Cennet’te «Efyah» adli bir nehir vardir. Içinde inci ve yakutlar ile oynayan Allah’in zaferandan yarattigi huriler vardir. Ulu Allah (C.C)’i yetmis bin dilde tesbih ederler, sesleri Hz. Davud’un (A.S.) sesinden daha tatlidir. «Biz namazini husu ve titizlik içinde kilanlara -âitiz» derler. Ulu Allah (C.C) da «Öylelerini kendi evime yerlestirir ve seni ziyaret edebilenlerden kilarim» diye buyurur.”
Anlatildigina göre ulu Allah (C.C) Hz. Musa’ya (A.S.) söyle vahyetti;
«Yâ Mûsâ, beni zikrettigin zaman vücûdun ürpermesin, beni zikrederken husu içinde ve derli – toplu ol. Beni zikrederken dilinden çikan söz kalbinden süzülüp gelsin, huzurumda durdugun zaman boynu bükük bir kölenin edâsini takin, benden bir sey dilerken kalbin ürkek ve dilin dogru sözlü olsun.»
Rivayete göre, Allah (C.C.) ona söyle vahiy buyurdu:
“Ümmetinin âsilerine söyle de:
Benim adimi agizlarina almasinlar, çünkü adimi ananlari anmak benim hükmümdür, buna göre onlar adimi aninca ben de onlari lanetle anarim. “
Bu hüküm zikir sirasinda gaflette olmayan âsiler için söz konusudur. Gaflet ile asiligi bir araya getirerek Allah (C.C)’i zikredenlerin halini varin siz düsünün!
Sahabinin birisi söyle demistir: «Insanlar mahsere namazdaki durumlan gibi sevkedilirler. Namazda derli – toplu, suurlu olan ve kildigi namazdan haz ve saadet duyanlar, mahserde de öyle olurlar. Namaz esnasinda tarif ettigimiz edaya zit bulunanlar mahserde de öyle olurlar.
Peygamber’imiz (S.A.S.) bir gün namazda sakali ile oynayan birini gördü ve söyle buyurdu:
«Bu odamin eger kalbinde korku olsa, azalarina aksederdi, kalbinde korku olmayanin namazi kabul olmaz.»
Bilesin ki ulu Allah (C.C) namazini husu ve alçak gönüllülük içinde kilanlari, çesitli âyetlerde övmüstür. Bu husûsdaki âyetlerde geçen bazi ifadeler söyledir:
«Onlar ki namazlarinda husu içindedirler», «Onlar ki namazlarinda devamlidirlar.»
Bildirildigine göre namaz kilanlar çoktur, fakat namazini husu içinde kilanlar azdir. Hacca gidenler çoktur, fakat yaptigi haccin icaplarina uyanlar azdir. Kuslar çoktur, fakat bülbül azdir. Âlim çoktur, fakat bildigine göre amel eden âlim azdir.
Namaz, Allah (C.C)’in emirlerine boyun egme yeri, husu ve alçak gönüllülük kaynagidir. Namazin kobul edilip edilmedigi, bunlar ile anlasilir. Namazin caiz olma sartlari ile kabul edilme sartlari ayri ayridir. Namazin caiz olma sarti, farzlarinin yerine getirilmesidir. Kabul edilmesinin sarti da husu ve takva içinde kilinmasidir.
Nitekim ulu Allah söyle buyurur:
“Namazlarini husu içinde kilan mü’minler kurtulusa ermislerdir.”
(Mü’minun: 1-2)
Takva sarti ile ilgili olarak da ulu Allah (C.C) söyle buyurur:
“Ulu Allah, sadece takva sahiplerinin ibadetini kabul eder.” (Mâide Sûresi – 27)
Peygamber’imiz (S.A.S.) söyle buyurur:
“Kalbi ile Allah (C.C)’a yönelmis olarak iki rek’at namaz kilan kimse anasindan yeni dogmus gibi bütün günahlarindan arinir.”
Bilesin ki, namazda iken insani husu ve suur halinde bulunmaktan içe dogan duygu ve düsünceler alakoyar. Bunlari kesinlikle kovmak gerekir. Bunlari kovmada basarili olabilmek için ya los yerde veya oyalayicilardan arinmis sade bir yerde namaz kilmak gerekir. Gürültü, islemeli yer dösemeleri ve süslü elbiseler insani ve suur halinden alakoyan baslica oyalayicilardir..
Nitekim rivayete göre Ebü Cehm, Peygamber (S.A.S.)’imize amblemli bir kemer bagi hediye etmisti. Fakat Peygamber (S.A.S.)’imiz ilk namazdan sonra onu belinden çözdü ve dedi ki; «Onu Ebû Cehm’e geri götürün, çünki o. beni namazda oyaladi.»
Yine Peygamber’imiz (S.A.S.) bir gün takunyesinin çemberinin yenilenmesini emretmisti. Namaza durunca yeni oldugu için gözü ona takildi, bunun üzerine yeni çemberi sokup eskisini takmalarini emretti.
Peygamberim (S.A.S.)´izin parmaginda altin yüzük vardi, altin yüzük henüz haram kilinmamisti, bir mimberde hutbe okurken bu yüzügü parmagindan çikarip atti. Sebebini de söyle açikladi: «Size bakarken zaman zaman gözüm ona takiliyor, beni oyaliyor.»
Yine rivayete göre Ebu Talha (R.A.) bir gün evinin bchçesinde namaz kiliyordu, bu sirada bir kus bahçedeki agaçlardan birinin yapraklan orasinda uçup kaçmaya çalisiyordu. Manzara Ebû Talha’nin hosuna gitmisti, bir müddet gözünü oradan ayiramadi. Bu arada kaç rek’at kildigini sasiriverdi.
Namazdan sonra karsilastigi fitneyi Peygamber (S.A.S.)’imize anlatti, ve «O bahçeyi sadaka olarak veriyorum, onu dilediginiz sekilde degerlendiriniz» dedi.
Yine bir sahabî hakkinda rivayet edildigine göre, bu zat da bahçede namaza durmustu. Hurma agaçlarinin meyva ile yüklü oldugu bir mevsimdi. Gözüne hurma agaci ilisti ve hosuna gitti. Bu orada kildigi rek’atlarin sayisini sasirdi.
Namazdan sonra hemen Hz. Osman’a (R.A.) kosarak durumu anlatti ve «O bahçeyi hazîneye bagisliyorum, onu Allah (C.C) Yolu’nda degerlendir» dedi. Hz. Osman (R.A.) bahçeyi elli bin dirheme satti.
Selefden biri der ki: «Su dört sey namazi zedeler:
1 — Secde yerinden baska tarafa bakmak.
2— Yüzü sivazlamak,
3 — Secde yerinin kum ve çakillarini atmak,
4 — Önünden gelip geçme ihtimalinin bulundugu yerde namaza
durmak.»
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Namaz kilan kimse bakislarim secde yerinden baska tarafa kaydirtmadikça Allah (C.C), ona dogru dönüktür.”
Hz. Ebû Bekr-es Siddîk (R.A.) namazda direk gibi dimdik dururdu. Bir kisim sahâbiîer rükû’da öylesine düzgün ve uzunca kalirlardi ki. kuslar onlari cansiz korkuluklar sanarak sirtlarina konarlardi.
Biliyoruz ki, saygi duyulan yüksek mevkideki kullar önünde bile merasime bagli bazi saygi gösterileri uygulanmasi gerekir. Buna göre padisahlarin padisahi huzurunda dururken belirli bir takim edeb ve hürmet esaslarindan sarf-i nazar etmek nasil düsünülebilir?
Tevrat’ta söyle yazili oldugu bildirilir;
«Ey Âdemoglu! Huzurumda durmus namaz kilarken aglamaktan çekinme, cunki ben sana kalbinden daha yakinim ve nurum gaybi da görür.»
Rivayete göre Hz. Ömer. (R.A.) bir gün mimberde iken söyîe dedi:
«Insan müslüman olarak sakalini agarttigi halde Allah (C.C)’in rizasini kazanacak bir tek namaz bile kilmamis olabilir.» Dinleyiciler; «Bu nasil olur?» diye sorunca su cevabi verdi; «Adem yeterince husu ve alcak gönüllülük içinde ve Allah (C.C)’a yönelerek namaz kilmaz.»
Ebû Aliye’ye (R.A.):
“Onlar ki namazda gaflet içindedirler.” (Maun Sûresi – 5)
Âyet-i Kerimesinin mânâsini sordular, o da söyle cevap verdi. «Âyette kasdedilenler. öyle kimselerdir ki, namaz kilarken sasirirlar, daha bir rek’at mi, yoksa iki rek’at mi kilarak selâm vereceklerini kestiremezler.»
Hasan (R.A.) ayni konuda «Oyalanarak namaz vaktini kaçiranlar kasdediliyor» demistir.
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyurur ki:
“Ulu Allah (C.C)söyle buyurur:
“Kulum benim azabimdan ancak üzerine farz kildigim ibadetleri edâ etmekle kurtulabilir.”
Nisan 2, 2012
·
alfaomega230 ·
yorum
Yayınlandı : 15-NURU ŞEMS


















